İngilizcede kibar konuşmak
Türkçede kibarlığı siz ve -ebilir misiniz taşır; İngilizcede ise you herkese aynıdır ve kibarlık başka yerlerden gelir. Would, could, please, yumuşatma kalıpları ve Türkçe konuşanı istemeden kaba gösteren birkaç alışkanlık.
Kibarlık nereden gelir
Türkçede kibar olmanın en kolay yolu zamirdir: tanımadığın birine siz dersin, fiil de ona uyar: Bakar mısınız?, Yardım edebilir misiniz? Bunun üstüne rica etsem, zahmet olmazsa, acaba gibi kelimeler eklenir.
İngilizcede bu araçların ilki hiç yoktur: you hem sen hem sizdir; patronuna da, garsona da, en yakın arkadaşına da you dersin. Kibarlığı zamir değil, fiilin biçimi ve cümlenin etrafındaki küçük kelimeler taşır. Türkçe konuşanlar bunu bilmediğinde, kelime kelime doğru ama kulağa sert gelen cümleler kurar: Give me a coffee, I want the bill. Dilbilgisi hatası yok, ama kaba.
would ve could: isteği yumuşatmak
İngilizcede bir şey isterken en sık kullanılan araç, isteği koşul kipine taşımaktır.
- I want a coffee. (Kahve istiyorum: doğrudan, bir çocuk gibi)
- I'd like a coffee, please. (Bir kahve rica ediyorum: doğal, kibar)
I would like, kısaltılmış hâliyle I'd like, bir şey istemenin standart kibar yoludur. Kafede, otelde, mağazada hep bu kullanılır.
I would like a room with a balcony and a view of the sea, please.
Balkonlu ve deniz manzaralı bir oda istiyorum, lütfen.
Bir şey teklif ederken de aynı yapı kullanılır: Would you like some tea? (Çay alır mısınız?). Türkçedeki alır mısınız ile ister misiniz’in tam karşılığıdır.
Would you like some fruit for dessert?
Tatlı olarak biraz meyve ister misiniz?
Birinden bir şey yapmasını rica ederken can ve could gelir. Could, can’den bir derece daha kibardır:
- Can you help me? (Bana yardım edebilir misin?)
- Could you help me? (Bana yardım edebilir misiniz?)
- Could you possibly help me? (Acaba bana yardım edebilir misiniz?)
Türkçedeki -ebilir misin ile -ebilir misiniz arasındaki fark, İngilizcede kabaca can ile could arasındaki farka denk gelir.
please: her yere değil, ama çoğu yere
please Türkçedeki lütfen’den daha sık kullanılır ve onun kadar resmî değildir. İngilizcede bir şey isterken please demeyi unutmak, Türkçede lütfen demeyi unutmaktan daha kaba algılanır. Genellikle cümlenin sonuna gelir: Can we have some salt and pepper, please?
Bir uyarı: tek başına emir kipiyle birlikte kullanılan please her zaman yetmez. Please give me the menu kabul edilebilir ama biraz sert durur; Could I have the menu, please? çok daha doğaldır. İngilizcede kibar istek çoğu zaman bir soru biçimindedir.
Yumuşatmalar
İngilizce konuşanlar, özellikle İngilizler, bir şeyi doğrudan söylemekten kaçınır ve cümleyi küçük kelimelerle yumuşatır:
- I think… / I'm afraid…: I'm afraid we're closed. (Maalesef kapalıyız.)
- a bit, a little: It's a bit expensive. (Biraz pahalı. Gerçekte: çok pahalı.)
- Sorry, but…: Sorry, but I don't agree.
- Do you mind if…?: Do you mind if I open the window? (Pencereyi açmamın sakıncası var mı?)
Türkçede Bu fikir kötü demek, samimi bir ortamda kabul edilebilir. İngilizcede aynı şey çoğu zaman I'm not sure that's the best idea diye söylenir. Doğrudanlık Türkçede dürüstlük gibi algılanabilir; İngilizcede ise çoğu zaman kabalık gibi.
Teşekkür, özür ve küçük kelimeler
Thank you / thanks. İngilizcede çok sık teşekkür edilir: garsona, kasiyere, kapıyı tutan birine. Thanks daha samimidir, Thank you her yerde kullanılır.
Sorry ve excuse me. Excuse me birinin dikkatini çekmek ya da yol istemek içindir (Pardon, bakar mısınız?): Excuse me, is this seat free? Sorry ise özür dilemek, bir de duymadığın bir şeyi tekrar ettirmek içindir: Sorry? (Efendim?). İngilizler sorry’yi o kadar sık kullanır ki biri ayağına bastığında ikiniz de sorry dersiniz.
Excuse me, please speak slowly.
Affedersiniz, lütfen yavaş konuşun.
Hitaplar. Türkçede abi, abla, hocam, bey, hanım gibi hitaplar her yerdedir. İngilizcede bunların çoğunun karşılığı yoktur. Tanımadığın birine genellikle hitapsız seslenirsin: Excuse me… Sir ve madam yalnızca hizmet sektöründe ya da çok resmî ortamlarda kullanılır. Öğretmene teacher diye seslenmek de Türkçedeki hocam’dan geçen bir alışkanlıktır; İngilizcede Mr Smith, Ms Jones ya da yalnızca adıyla seslenilir.
İstemeden kaba görünen kalıplar
- Give me… → Could I have…, please?
- I want… → I'd like…
- What? (duymadığında) → Sorry? ya da Pardon?
- Repeat, please. → Could you say that again, please?
- You must come. (davet ederken) → You should come! ya da Would you like to come?
Son örnek ilginçtir: Türkçede mutlaka gelmelisin sıcak bir davettir; İngilizcede you must ise bir zorunluluk, hatta emir gibi duyulabilir.
Nasıl alışılır
Kibarlık kalıpları kurallardan değil, tekrar tekrar kullanılan hazır cümlelerden öğrenilir. I'd like…, Could you…?, Would you like…? kalıplarını birkaç düzine farklı cümlede kendin kurduğunda, I want demek sana da tuhaf gelmeye başlar. Ve bu, dilbilgisi hatalarından çok daha fazla fark edilen bir şeydir: dilbilgisi hatası yapan biri anlayışla karşılanır, kaba görünen biri ise pek nadiren.
Uygulamayı indirBir derste gör
Sıradaki yazı
- Dizi ve altyazıyla İngilizce: ne kazandırır, ne kazandırmaz
Yabancı dizileri altyazıyla izlemek kulağını eğitir, kelime hazineni büyütür ve İngilizceyi hayatının bir parçası yapar. Ama tek başına seni konuşturmaz. Ne kazandırdığı, nerede durduğu ve nasıl daha verimli izlenir.
- Zaten bildiğin İngilizce kelimeler
Türkçe ile İngilizce farklı dil ailelerinden gelir, ama sanıldığından fazla ortak kelimeleri var. Fransızca üzerinden gelenler, doğrudan İngilizceden alınanlar ve bu kelimeleri tanıyıp kullanırken dikkat etmen gereken şeyler.