İngilizce, Türkçe konuşan biri için zor mu?
Türkçenin sana bedavaya verdiği şeyler, tam da Türkçe konuştuğun için zorlandığın yerler ve bu kadar çok insanın neden her şeyi anlayıp konuşamadığı.
Kısa cevap
Türkçe konuşan biri için İngilizce, başta kolay görünen ama derinleştikçe zorlaşan bir dildir. Cinsiyet yok, hâl ekleri yok, fiil neredeyse hiç değişmiyor; kelimelerin bir kısmını zaten dizilerden, oyunlardan ve internetten tanıyorsun. İlk haftalar hızlı geçer.
Sonra Türkçede hiç olmayan şeyler gelir: tanımlıklar, ayrı ayrı he ve she, her zaman yerinde durması gereken bir özne ve Türkçenin tam tersi bir kelime sırası. Bunlar bir tablodan öğrenilmez; otomatikleşene kadar çalışılır ve çoğu insan tam burada durur. Yıllarca okulda İngilizce görmenin en yaygın sonucu da bu yüzden “anlıyorum ama konuşamıyorum”dur.
İşini kolaylaştıranlar
Cinsiyet yok. Türkçede de yok, bu yüzden bunu fark etmezsin bile; ama Almanca ya da Fransızca öğrenenlere sorarsan bunun ne büyük bir şans olduğunu anlatırlar. Masa, kitap, pencere: hepsi it. Sıfat hiçbir şeye uymaz: a big house, a big car, big houses.
Ek neredeyse yok. Türkçede tek bir fiilin yüzlerce biçimi var: gidiyorum, gittim, gideceğiz, gitmişsin, gidemeyeceklermiş. İngilizcede geniş zamanda sıradan bir fiilin iki biçimi vardır: work ve works. Fiil kişiye göre neredeyse hiç değişmez.
Hâl eki yok. Ev, evi, eve, evde, evden: İngilizcede hepsi house’tur; kelimenin cümledeki görevini sıra ve edatlar gösterir: to the house, in the house, from the house.
Soru kurmanın mantığı tanıdık. Türkçede soruyu mi ekiyle kurarsın; İngilizcede de soruyu ayrı küçük bir kelime işaretler: Do you live here? Fikir yabancı değil, yalnızca kelime cümlenin başına gelir.
İngilizce zaten etrafında. Diziler, oyunlar, şarkılar, iş yazışmaları. Pek çok kişi ilk derse, konuşabildiğinin bir iki seviye üstünde bir anlama becerisiyle gelir.
Tam da Türkçe konuştuğun için zorlandığın yerler
Kelime sırası. Türkçede fiil sona gelir: Ben her sabah kahve içerim. İngilizcede fiil öznenin hemen arkasına gelir ve nesne fiilden ayrılmaz: I drink coffee every morning. Bu tek değişiklik her cümleyi etkiler. Bunun için ayrı bir yazımız var.
We drink coffee in the kitchen at seven o'clock.
Saat yedide mutfakta kahve içeriz.
Türkçede saat yedide mutfakta kahve içeriz; İngilizcede sıra neredeyse tamamen tersine döner: özne, fiil, nesne, sonra yer, en son zaman.
Tanımlıklar. Türkçede the yoktur, a için de bir ancak yarı yarıya yeter. Annem öğretmen İngilizcede My mother is a teacher olur; hem is hem a gerekir. My mother teacher her seviyede en sık görülen hatadır.
Tek bir o. Türkçede o erkek için de kadın için de bir eşya için de kullanılır. İngilizcede üçe ayrılır: he, she, it. Konuşurken her seferinde seçmek zorundasın ve beynin buna hiç alışık değil.
Özne düşmez. Türkçede Geliyorum dersin, ben demene gerek yoktur; Soğuk dersin, bir özneye hiç ihtiyaç yoktur. İngilizcede öznesiz cümle olmaz: I am coming, It is cold. Özne anlamsız olsa bile oradadır.
Cümleler
İngilizce yaz
Bugün hava soğuk.
Var ve yok. Türkçe tek bir kelimeyle iki farklı İngilizce yapıyı karşılar: Evde kedi var (There is a cat in the house) ve Bir kedim var (I have a cat). Hangisinin gerektiğini anlamak zaman alır.
Zamanlar. Kitaplarda on iki İngilizce zaman sayılır, ama Türkçeyle eşleşmezler. -dı ile -mış arasındaki fark İngilizcede yoktur; beş yıldır burada yaşıyorum için ise İngilizcede ayrı bir zaman, present perfect gerekir. Türkçeden birebir giden, her ikinci cümlede bir zaman hatası yapar.
Yazım ve telaffuz. Türkçe yazıldığı gibi okunur. İngilizce okunmaz: though, through, tough, thought dört farklı şekilde söylenir. Üstüne Türkçede olmayan sesler eklenir: iki farklı th, w, kısa ve uzun ünlüler. Anlaşılırsın ama aksanın hemen fark edilir.
Çoğu insan nerede takılıyor
Türkçe konuşan biri İngilizcede en kolay anlamaya, en zor serbest konuşmaya ulaşır. Anlama kendiliğinden gelir: dizilerden, müzikten, işten. Konuşma ise cümleleri kendin kurduğun ve birinin düzelttiği yüzlerce saat ister; çoğu insan bu saatleri hiç biriktirmez. Okulda yıllarca test çözmek de bu açığı kapatmaz, aksine büyütür: şıkları tanımayı öğretir, cümle kurmayı değil. Sonuç, dinlerken ve okurken B2, konuşurken A2 olan kuşaklardır.
İyi haber şu ki eksik olan bilgi değil, beceri. Tanımlığı, he ile she’yi ve fiilin yerini zaten biliyorsun. Bunları kendin o kadar çok kurmalısın ki cümleyle birlikte çıksınlar, cümleden sonra değil.
Sonuç
Türkçe konuşan biri için İngilizce, orta zorlukta bir dildir. Almancadan ya da Rusçadan kolaydır; çünkü cinsiyet, hâl eki ve uzun çekim tabloları yoktur. Ama ilk ayın vaat ettiğinden zordur; çünkü en zor kısmı tam da Türkçede olmayan şeylerdir: sıra, tanımlık, zorunlu özne. Bunlara baştan hazırlıklı olan ve yalnızca dinlemeyi değil konuşmayı da çalışan, rahat bir sohbete ulaşır. İngilizcenin dizilerden “kendiliğinden gireceğine” güvenen ise “anlıyorum ama konuşamıyorum” seviyesinde kalır.
Uygulamayı indirBir derste gör
Sıradaki yazı
- Fiil neden sonda değil: İngilizcede cümle sırası
Türkçede fiil cümlenin sonuna gelir, İngilizcede öznenin hemen arkasına. Bu tek fark her cümleyi değiştirir. Temel sıra, yer ve zamanın nereye gittiği ve sorularda sıranın nasıl değiştiği.
- a, the ya da hiçbiri: İngilizcede tanımlıklar
Türkçede the yok, a için de bir ancak yarı yarıya yetiyor. Ne zaman a, ne zaman the, ne zaman hiçbir şey; ve Türkçe konuşanların en sık yaptığı tanımlık hataları.