96 kelime · A1 · A2 · B1 · B2 · 2. ders–49

Alışveriş

Dükkânlar, alışveriş ve ödeme, fiyatlar, para ve eve taşıdıklarımız.

  • 96 kelime, her biri resmi ve sesiyle
  • Her kelimenin biçim tablosu, uygulamadakiyle aynı
  • Her kart, kursun kelimeyi hangi derste öğrettiğini gösterir

Hangi kurs olursa olsun ilk 10 dersin ücretsiz. Kart bilgisi gerekmez.

Şimdi indirGoogle PlayÇok yakındaHemen indirApp StoreÇok yakında

Henüz mağazalarda değil. E-postanı bırak; çıkış günü tek bir mesaj alacaksın.

Çıkışta tek bir e-posta. Bülten yok, kimseyle paylaşılmaz.

Konulara göre kelimeler

Kelimeler

Kursun öğrettiği sırayla. Biçim tablosunun tamamı için bir kartı aç; ders bağlantısı seni o dersin seviyesine götürür.

  • shop

    shop

    dükkân; mağaza

    This is a big shop.Bu büyük bir dükkân.

  • free

    free

    boş; müsait; ücretsiz

    meşgul değil

    Are you free tomorrow evening?Yarın akşam müsait misin?

  • cheap

    cheap

    ucuz

    These socks are cheap.Bu çoraplar ucuz.

  • euro

    euro

    avro

    Okunuşu «yuro»: başta bir y sesi, yani bir ünsüz vardır.

    The computer is one thousand euros.Bilgisayar bin euro.

  • bag

    bag

    çanta

    That bag is very expensive.O çanta çok pahalı.

  • box

    box

    kutu

    Are they boxes or benches?Onlar kutular mı yoksa banklar mı?

  • shelf

    shelf

    raf

    Shelves are full of books.Raflar kitaplarla dolu.

  • dollar

    dollar

    dolar

    ABD'nin para birimi

    It is twenty-one dollars.Yirmi bir dolar.

  • price

    price

    fiyat

    These prices are very good.Bu fiyatlar çok iyi.

  • expensive

    expensive

    pahalı

    That is not expensive.O pahalı değil.

  • open

    open

    açık

    kapalı olmayan

    The windows are open.Pencereler açık.

  • basket

    basket

    sepet

  • card

    card

    kart

    ödeme yapılan banka kartı

    She pays with a card.O kartla öder.

  • cash

    cash

    nakit

    kartla değil, kâğıt para ve bozuk parayla ödeme

    Can I pay with cash?Nakit ödeyebilir miyim?

  • cent

    cent

    sent

    doların ya da avronun yüzde biri

    These gloves are ninety cents.Bu eldivenler doksan sent.

  • coin

    coin

    madeni para; bozuk para

  • counter

    counter

    tezgâh

    dükkânda ya da kafede sipariş verilen veya ödeme yapılan tezgâh

    Those sweaters are on the counter.Şu kazaklar tezgâhta.

  • customer

    customer

    müşteri

    That customer is not happy.O müşteri mutlu değil.

  • market

    market

    pazar

    çok sayıda küçük satıcının olduğu, çoğunlukla açık hava pazarı

    There's a nice restaurant near the market.Pazarın yakınında güzel bir restoran var.

  • money

    money

    para

    Sayılamaz bir isimdir: önüne *a* gelmez, çoğulu da yoktur; fiil hep tekil olur.

    That is the money for these shirts.Şu, bu gömleklerin parası.

  • receipt

    receipt

    fiş; makbuz

    ödeme yaptıktan sonra dükkânın verdiği kâğıt

  • sale

    sale

    indirim

    dükkânın fiyatları kısa süreliğine düşürmesi

    The sale starts on Saturday, not on Sunday.İndirim cumartesi başlar, pazar değil.

  • size

    size

    beden; boyut

    giysinin ya da bir şeyin büyüklüğü

    Is that skirt a small size?O etek küçük beden mi?

  • supermarket

    supermarket

    süpermarket; market

    Bizim *market* dediğimiz yer İngilizcede *supermarket*'tır. İngilizcede *market* tek başına *pazar* anlamına gelir.

  • wallet

    wallet

    cüzdan

    Is this Maria's wallet?Bu Maria'nın cüzdanı mı?

  • purse

    purse

    cüzdan; para kesesi

    para taşınan küçük çanta

    This is not my mother's purse.Bu annemin para kesesi değil.

  • bottle

    bottle

    şişe

    There is water in the bottle.Şişede su var.

  • pharmacy

    pharmacy

    eczane

    İngiliz İngilizcesinde chemist's da denir.

    Is there a pharmacy near the station?İstasyonun yakınında bir eczane var mı?

  • bakery

    bakery

    fırın; ekmekçi

    ekmek satılan dükkân

    We buy bread at the bakery on Saturdays.Cumartesi günleri fırından ekmek alırız.

  • buy

    buy

    satın almak; almak

    Yalnızca parayla almak anlamına gelir. Türkçedeki "almak"ın "elime aldım" ya da "yanıma aldım" anlamı bu kelimede yoktur.

    They didn't buy tickets.Onlar bilet almadı.

    Biçimler
    mastar: buy · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.buys—
  • choose

    choose

    seçmek

    Biçimler
    mastar: choose · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.chooses—
  • online

    online

    çevrimiçi

    Türkçede de *online* sık kullanılır. Kişi için *be* ile kurulur.

  • list

    list

    liste

  • shop

    shop

    alışveriş yapmak

    fiil

    They are shopping right now.Onlar şu an alışveriş yapıyorlar.

    Biçimler
    mastar: shop · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.shops—
  • cost

    cost

    tutmak; mal olmak

    Düzensiz fiil, geçmiş hâli de cost. Özne fiyatı tutan şeydir, fiyat fiilden hemen sonra gelir. Türkçedeki «-e mal olmak» gibi bir edat ya da ek almaz.

    The ticket cost twenty pounds.Bilet yirmi sterline mal oldu.

    Biçimler
    mastar: cost · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.costs—
  • pound

    pound

    sterlin

    İngiliz parası

    The ticket cost twenty pounds.Bilet yirmi sterline mal oldu.

  • spend

    spend

    geçirmek; harcamak

    Düzensiz fiil, geçmiş hâli spent. Türkçede iki ayrı fiille söylenen iki anlamı tek başına karşılar: para harcamak ve zaman geçirmek.

    Where are you going to spend the holiday?Tatili nerede geçireceksin?

    Biçimler
    mastar: spend · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.spends—
  • queue

    queue

    kuyruk; sıra

    bekleyen insanların sırası

  • sell

    sell

    satmak

    Düzensiz fiil: geçmiş hâli sold.

    Biçimler
    mastar: sell · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.sells—
  • pay

    pay

    ödemek

    Düzensiz geçmiş: paid. Parası ödenen şeyden önce for gelir. Türkçedeki 'bir şeyin parasını ödemek' anlamına gelir.

    She pays with a card.O kartla öder.

    Biçimler
    mastar: pay · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.pays—
  • order

    order

    sipariş vermek; ısmarlamak

    restoranda yemek ya da içecek istemek

    We didn't order many starters.Çok başlangıç yemeği sipariş etmedik.

    Biçimler
    mastar: order · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.orders—
  • gift

    gift

    hediye; armağan

    *present* ile aynı anlamda, biraz daha resmî.

  • wrap

    wrap

    paketlemek; sarmak

    Geçmiş zaman: wrapped (p ikilenir).

    Biçimler
    mastar: wrap · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.wraps—
  • trolley

    trolley

    alışveriş arabası

    İngiliz İngilizcesi. Amerikan İngilizcesi *cart* der.

    Wait here, I'm going to get a trolley.Burada bekle, bir alışveriş arabası alacağım.

  • cashier

    cashier

    kasiyer

  • piece

    piece

    parça; tane

    Sayılamayan bir şeyin bir tanesini anlatır, Türkçedeki "bir parça" ya da "bir adet" gibi.

  • afford

    afford

    parası yetmek; karşılayabilmek

    bir şeye yetecek parası olmak

    Biçimler
    mastar: afford · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.affords—
  • bookshop

    bookshop

    kitapçı

    kitap satan dükkân

  • owe

    owe

    borçlu olmak

    birine para borcu olmak

    Biçimler
    mastar: owe · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.owes—

Bu konudan başka kelimeler

Henüz hiçbir derste geçmiyorlar. Uygulamada onları raftan ekler ve diğerleri gibi öğrenirsin.

  • banknote

    banknote

    kâğıt para; banknot

    isim

    Kısaca *note* da denir; Amerikan İngilizcesinde *bill*.

  • bargain

    bargain

    kelepir; ucuz fırsat

    isim

    normalden çok daha ucuza alınan şey

  • brand

    brand

    marka

    isim
  • browse

    browse

    bakınmak; göz atmak

    fiil

    almaya niyet etmeden dükkânda bakınmak

    Biçimler
    mastar: browse · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.browses—
  • butcher

    butcher

    kasap

    isim

    Dükkânın adı iyelik ekiyle söylenir: *the butcher's*.

  • carrier bag

    carrier bag

    poşet; alışveriş poşeti

    isim

    İngiliz İngilizcesi.

  • change

    change

    para üstü; bozuk para; değişiklik

    isim

    Alışverişte geri verilen para da, cepteki bozuk para da *change*'dir.

  • checkout

    checkout

    kasa

    isim

    süpermarkette ödeme yapılan yer

  • chemist

    chemist

    eczacı; eczane

    isim

    ilaç satan dükkân ya da orada çalışan kişi

  • closed

    closed

    kapalı

    sıfat

    açık olmayan

  • credit card

    credit card

    kredi kartı

    isim
  • delivery

    delivery

    teslimat; eve servis

    isim

    siparişin eve getirilmesi

  • department store

    department store

    büyük mağaza

    isim

    her türlü şeyin satıldığı, reyonlu büyük mağaza

  • discount

    discount

    indirim

    isim

    normal fiyattan düşülen miktar

  • exchange

    exchange

    değiştirmek; değiş tokuş etmek

    fiil

    aldığını dükkâna geri verip yerine başka şey almak

    Biçimler
    mastar: exchange · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.exchanges—
  • fitting room

    fitting room

    deneme kabini; soyunma kabini

    isim
  • florist

    florist

    çiçekçi

    isim
  • goods

    goods

    mal; eşya

    isim

    satılık şeyler

  • gram

    gram

    gram

    isim
  • greengrocer

    greengrocer

    manav

    isim

    Dükkânın adı iyelik ekiyle söylenir: *the greengrocer's*.

  • guarantee

    guarantee

    garanti

    isim

    bozulursa onarım ya da değişim sözü

  • haggle

    haggle

    pazarlık etmek

    fiil

    Türkçedeki *pazarlık etmek* gibi isim + fiil değil, tek fiildir.

    Biçimler
    mastar: haggle · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.haggles—
  • kilo

    kilo

    kilo

    isim

    kilogram

  • kiosk

    kiosk

    büfe; gişe

    isim

    sokakta gazete, atıştırmalık ya da bilet satan küçük kulübe

  • label

    label

    etiket

    isim

    ürünün üstündeki bilgi yazılı kâğıt

  • mall

    mall

    AVM; alışveriş merkezi

    isim

    büyük, kapalı alışveriş merkezi

  • offer

    offer

    kampanya; fırsat

    isim

    kısa süreli düşük fiyat

  • opening hours

    opening hours

    çalışma saatleri; açılış saatleri

    isim

    bir dükkânın açık olduğu saatler

  • packet

    packet

    paket

    isim

    yiyecek için küçük kâğıt ya da plastik ambalaj

  • price tag

    price tag

    fiyat etiketi

    isim
  • product

    product

    ürün

    isim
  • reduced

    reduced

    indirimli

    sıfat

    eskisinden daha düşük fiyata satılan

  • refund

    refund

    para iadesi

    isim

    bir şeyi iade edince geri verilen para

  • return

    return

    iade etmek; geri vermek; geri dönmek

    fiil

    alınan şeyi dükkâna geri götürmek

    Biçimler
    mastar: return · geniş zaman
    kişitekilçoğul
    3.returns—
  • second-hand

    second-hand

    ikinci el

    sıfat

    başkası tarafından kullanılmış

  • seller

    seller

    satıcı

    isim
  • shop assistant

    shop assistant

    tezgâhtar; satış görevlisi

    isim

    İngiliz İngilizcesi; Amerikan İngilizcesi *salesclerk* der.

  • shopkeeper

    shopkeeper

    dükkân sahibi; esnaf

    isim

    küçük bir dükkânı işleten kişi

  • shopping

    shopping

    alışveriş

    isim

    alışveriş yapmak; alınan şeyler

  • shopping centre

    shopping centre

    alışveriş merkezi; AVM

    isim

    İngiliz yazımı; Amerikan İngilizcesi *center* yazar.

  • shopping list

    shopping list

    alışveriş listesi

    isim
  • sold out

    sold out

    tükenmiş; kalmamış

    sıfat

    hepsi satılmış

  • stall

    stall

    tezgâh; stant

    isim

    pazardaki küçük açık satış yeri

  • store

    store

    dükkân; mağaza

    isim

    Amerikan İngilizcesinde olağan kelime. İngiliz İngilizcesi *shop* der, *store*'u büyük mağazalar için kullanır.

  • till

    till

    kasa

    isim

    dükkânda ödeme yapılan yer ya da makine

  • total

    total

    toplam; toplam tutar

    isim

    ödenmesi gereken tüm miktar

  • try on

    try on

    denemek; üstünde denemek

    fiil

    giysiyi olup olmadığını görmek için giymek

2129/16

Cümleler

İngilizce yaz

Bu çoraplar ucuz.

This socks are cheap.

Tam değil

  • socks
  • are
  • cheap

Dilbilgisini ve kelimenin kartını görmek için işaretli bir kelimeye dokun.

These socks are cheap.

these: sen “this” yazdın · Gösterme sözcükleri

Bu da doğru:

these are cheap socks

Bu cevabın sana maliyeti

KuralGösterme sözcükleri3 → 1

Yakından: cümle adımı

Denetleyici akıllı. Ölçü ise esnemez.

Kurstan, bu konudaki bir kelimeyi kullanan bir cümle. Yaz, kontrol et ve işaretli bir kelimeye dokun: arkasındaki kart, yukarıdaki karttır.

  • 1

    Geçerli her cevap kabul edilir.

    Kelime sırası, eş anlamlılar, kısaltılmış biçimler: her cümle kabul edilen bütün söyleyişlerini taşır. Bu cümle 2 tanesini kabul ediyor.

  • 2

    Yazım hataları affedilir ve gösterilir.

    Kayan bir harf yine doğru sayılır. Yanlış bir ek ise asla; dilbilgisi tam orada yaşar.

  • 3

    Her hata belirli bir şeyi düşürür.

    Yanlış bir biçim, bütün cümlenin değil, o kelimenin ya da o kuralın seviyesini yarıya indirir. Zayıf noktaların daha erken geri gelir.

Uygulamayı indir

Hangi kurs olursa olsun ilk 10 dersin ücretsiz. Kart bilgisi gerekmez.

Uygulamada

Bu kelimelerden istediğini öğrendiklerine ekle

  1. 1

    Uygulamanın Kitaplık bölümünde konu rafını aç: aynı kelimeler, her biri kendi seviyenle.

  2. 2

    Bir kelimeye dokun. Buradaki kartın aynısı, seviyen ve onu öğrenme seçeneğiyle birlikte.

  3. 3

    Ekle. Kendi alıştırmalarıyla bir oturuma, sonra sağlamlaşana kadar tekrarlara girer.

Tek bir cümleyle başla.

Yaz, yanlış yap, nedenini anla. Yöntemin tamamı bu.

Hangi kurs olursa olsun ilk 10 dersin ücretsiz. Kart bilgisi gerekmez.

Şimdi indirGoogle PlayÇok yakındaHemen indirApp StoreÇok yakında

Henüz mağazalarda değil. E-postanı bırak; çıkış günü tek bir mesaj alacaksın.

Çıkışta tek bir e-posta. Bülten yok, kimseyle paylaşılmaz.